İnsan bir gününe kaç nefes sığdırır?
Dünyaya insan olarak gelmiştim.
Duygularım vardı, düşüncelerim, ellerim, gözlerim, kirpiklerim... Benim gibi bir sürü insan vardı, aynı zamanda benden bir tane daha yoktu. Ben ölecek olsam bile, benim gibi dünyada olan ya da dünyaya gelecek olan yığınla insan vardı.
Peki onlar bir "ben" eder miydi? Ya da ben bir "başkası" eder miydim?
Benim üzüldüğüm şeye üzülür müydü bir başkası? Ya da benim güldüğüm bir şeye kahkahalar atar mıydı? Stres olunca elleri buz keser miydi, heyecanlanınca kelimeleri birbirine dolanır mıydı? Hem herkesin elinden tutmak isteyip hem de herkese küser miydi benim gibi? Yolculukları sever miydi? Başını cama yaslayarak kulaklıkla müzik dinlemeyi... Bazen gördüğü bir sözde dakikalarca takılı kaldığı olur muydu? Benim gibi sever ya da benim gibi uzaklaştırır mıydı kendisinden? Biri benim hayatımda bunların yerini doldurabilir miydi ya da ben birinin hayatında aynı yeri doldurur muydum?
Ben öldüğümde bu saydıklarımın hepsi ölür müydü yani benimle birlikte? Kahkahalarım, göz yaşlarım, şarkılarım, heveslerim, hayallerim... Hepsi ölür müydü benimle? Başka bir hayatta yaşamaya devam etse olmaz mıydı ki? Diyelim ki ben öldüm, başka bir hayatta nefes alamaz mıydım? Neden olmasın ki. İz bırakırım elbet değil mi, dokunurum bir başkasının hayatına?
Yok olmak bu kadar kolay olamazdı, insan bir gününe bile kaç nefes sığdırırdı. Elbet benim de nefesim birinin hayatına ulaşırdı.
Bir başkasının nefesi ancak ben öldüğümde benimle birlikte ölürdü değil mi Clementine? Ama yalnızca benim için ölmüş olurdu. Benim hayatıma ulaşmayan bir müzik başkasının hayatında dinlenirdi, içilen bir kahvenin başkasının hayatında hatırı kalırdı.
Yani benim tamamen yok olmam için, nefesimin ulaştığı yerler de bir bir yok olmak zorundaydı. Ancak o zaman silinebilirdim yeryüzünden.
Ama şöyle bir düşününce diyorum ki keşke dünyaya insan olarak gelmeseydim. Gönül isterdi ki bir duvar saati olmak, bir çerçeve, bir kumbara ya da ne bileyim bir jelibon ambalajı. Ama olmuyordu, olunmuyordu.
Onca karmaşanın içinde dünyaya insan olarak gelmiştim ve öyle gidiyordum.
Gidiyordum. Tutan yoktu.
Tutsalardı gitmezdim...
İlhami Işık'ın birbirini tekrar eden bu serüvenle ilgili çok güzel bir sözü vardır, nefesi başkalarının hayatına ulaşanlar için bırakıyorum buraya; “Seni tanıyan son kişi öldüğünde hiç doğmamış olacaksın.”
•
Sizinle paylaşmakta bulunduğum bu cümlelerimi bir gün denk gelmiş olduğum küçük bir paragraf sayesinde yazdığımı belirtmek istiyorum. Olur ya, günlerin ne getireceği belli olmaz. Bir gün bu yazdıklarım karşısınıza çıkarsa ve tanıdık cümleler görmüş olup kendi içinizde bir çelişkiye düşecek olursanız diyerekten, görmüş olduğum o küçük paragrafı da hemen buraya bırakmak istiyorum. Ve kendisine böylesi güzel bir yazıyı hayatımla buluşturabilme şansını verdiği için çok teşekkür ediyorum.
Son olarak, geceleriniz kalbiniz ve düşünceleriniz kadar güzel olur umarım. Kendinize geceleriniz gibi bakın, görüşmek üzere...
•
“Ah hadi söyle bana, ölünce içimdeki şarkılara ne olacak benim? Onca şarkı, onca melodi, onca ritim? Diyelim ki yarın ben öldüm, şarkılar da ölür mü benimle? Yapma doktor, bir şarkı hiç ölür mü! Hele altı yüz on üç şarkı birden, sırf ben öldüm diye, hep birlikte nasıl ölsünler kuzum? Çok saçma.”
Deli Kadın Hikâyeleri - Mine Söğüt
«»
Yorumlar
Yorum Gönder